Pembe Erkek Okuru Bozdu
Elif Şafak'ın 200 bin satan "Aşk" adlı romanı, elinde pembe kitapla görünmek istemeyen erkeklerden gelen talep üzerine gri olarak yeniden basıldı.
Bir kitap alırken kıstaslarınız nedir? Yazarı, içeriği, türü, popülerliği, belki fiyatı... Ama ya rengi? Bu da oldu ve Elif Şafak'ın "Aşk" romanı pembe kapağı nedeniyle erkek okurlardan şikayet aldı.
"Pembe kitap bizi bozar" dedi "delikanlılar" ve Şafak'ın imza günlerinde bu dertlerini yazara aktardılar: "Biz kitabı sevdik, evde veya yakın çevremizde rahat okuyoruz ama topluluk içinde pembe rengi saklama gereği duyuyoruz."
Milliyet gazetesinin haberine göre; pembe kitap fobisinin fitilini, AKP'nin düzenlediği Kütüphane Söyleşileri'ne katılan Şafak'ın bir erkek okuru ateşledi: "Pembe kapaklı bir kitapla ortalıkta dolaşamıyorum."
Bu itiraf üzerine Hikmet Bila Vatan gazetesindeki köşesinde "Pembe korkusu" başlıklı bir yazı yazdı. "Türkiye'de erkek pembeden rahatsız olmuyor ki... Pembeden korkuyor. Ödü kopuyor" diyordu Bila. Çünkü onlar "erkek"ti, pembe ise "kız rengi".
Ama "pembefobik" erkeklerin istediği oldu. Doğan Kitap, pembe kapağa alternatif, kül rengi bir kapak tasarladı "Aşk" için ve 20 bin özel baskı yaptı (pembe kitap 180 bin basılmıştı).
Kısacası artık kitap raflarında da harem selamlık var; bir türlü yan yana duramayan kadınla erkek, kitap kapağında da ayrılacak birbirinden... Pembenin karizmasını çizdiğini düşünenler, ellerinde gri bir kitapla göğüslerini gere gere dolaşacaklar.Zaman
**Ben bunu tee ne zaman söyledim de inandıramadım kimseyi
hatta bazıları önyargılı falan olduğumu düşünmüşlerdi. Ben sadece ironi yapmıştım ama anlayana tabi. Haberi okuyunca güldüm baya.Not: Ben paşa paşa okumuştum heryerde, korku da neymiş :)
Şükür

Bütün kapılar kapansa bile
sonunda "O" kimsenin bilmediği patikalar açar.
Sen şu an göremesen de,
dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Şükret ! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sufi; dilediği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
~ Tebrizli Şems ~
alıntı
Sebastian's Woodoo
Söz-Müzik : Türk Okulları

Geri döndüren gördün mü geçmişi
Boşa soldurdun o nazlı gençliği
Bir avuç toprak için yor kendini
Dünyada ölümden başkası yalan...
Bundan birkaç yıl önce kulaklarımızın pasını silen, sözüyle bestesiyle gönüllerimizde yer bulan Candan Erçetin'in Yalan adlı parçasını bilirsiniz. Benim orta okul çağlarıma denk gelmişti sanırım. Hatırlıyorum o zaman evimizde büyük bir müzik setinde radyodan kayıt ederek bu şarkıyı defalarca dinlemiştim. Sonra TV de aldığı ödülleri izlemiştim. Yanlış hatırlamıyorsam sözleri Yunus Emre'ye ait.
Zaman kendine benzetmez herkesi
Hesapsız açar baharlar pembeyi
Açmadığın dalda sözün geçer mi
Dünyada ölümden başkası yalan
Yine aynı yıllarda dünyanın dört bir tarafına açılalmaya başlanan okulların ufak tefek haberlerini izlerdim. Sözü fazla uzatmadan asıl konuya getireyim:)
Hiç aklıma gelir miydi ki birgün kara kıtanın kara kuru bir kızı karşımıza geçecek ve o güzel türkçesiyle bu şarkıyı okuyacak ve ben de bunun canlı şahidi olacağım? O gün bana öyle güzel anlar yaşattı ki anlatamam... Belki kendisinin bile tam olarak kavrayamadığı bu güzel olayı anlatmaya çoğu zaman kelimeler yetmiyor açıkcası.
Sitem etme haberi yok dağların
Ellerini gözlerinle bağladın
Faydası yok geç kalınmış figanın
Dünyada ölümden başkası yalan
O gün bu güzelliklerin dıışında yeni birşey daha öğrendim: Yüzlerce kelebek kanadından oluşan tablolar... Kimisinde Lafz-ı Celal, kimisinde Peygamber Efendimizin mübarek adları, kiminde yöresel bir kadın figürü, kiminde ise değişik şekiller. Öylesine güzeldiler ki verilen el emeğine mi yoksa yapıldıkları o güzel amaca sevinmeli bilemedim. Çünkü yapanlar bir türk kolejinin öğretmen ve öğrencileri idi. Amaçları ise okullarının yanına yeni bir tanesini yapabilmek.
Ne diyelim Allah bu güzellikleri bize gösterdi ya :) Hem bu işin fikir mimarlarına hem işçilerine hem de destekçilerine binlerce şükran! Allah ebeden razı olsun ve bizi ayrı tutmasın.
Yalan başkası yalan
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan
SŞ.Gökhan
Garipler

Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) bir hadis-i şeriflerinde altı garipten bahseder:
"Mescid, namaz kılmayanlar arasında;
Kur'an-ı Kerim, fâsıkın kalbinde
Mushaf (ya da kitap) onu okumayan birinin evinde;
sâliha bir kadın kötü huylu bir adamın nikâhı altında;
sâlih bir erkek arsız bir kadının yanında
ve âlim, onun ilminden istifade etmeyen bir topluluk arasında gariptir."
Zaman / Kürsü
İnsan kaybettikleriyle İnsandır

Her sabah pencerenin kenarına konan kuş artık gelmez olmuştur.Bayat ekmek kırıntıları,alıngan bir kuşun geride bıraktığı son parçalardır.Kimbilir hangi hoyratlığına alınıp gitmiştir buralardan.
Birkaç sabah daha merakla pencerenin kenarına baktığınızda,kırıntılar hâlâ oradaysa,küçük bir iç burkuntusu hepsi o kadar...
Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında?
Oysa bir sevgili giderken pek çok şeyi alıp gitmiştir.
Utangaç ilk dokunuşları,
akşam vakti sinema çıkışında yağmura yakalandığınızdaki sarılmaları,
kimi sayfalarındaki satırların altı çizili şiir kitaplarını,
telefon konuşmalarındaki ağlayışlarını,
soğuk bir havada boynuna doladığın ve onun kokusu sinmiş kaşkolu,
karşılıklı içilen kahvelerin değişmez fincanlarını,
filmlerden ezberlediğiniz ve birbirinize söyleyip durduğunuz replikleri,
arkadaşlarınızla birlikteyken kaçamak olarak birbirinize fırlattığınız şehvetli bakışları,
doymamacasına dinlediğiniz bir Ortadoğu ezgisini,
Balat sokaklarına gizlediğiniz gülümsemeleri,
sık gittiğiniz bir lokantanın kokusunu,
evlenince ilk hafta yapılacak yemekler listesini,
simidin yanında şekersiz içilen çayları,
minicik ağızlarıyla kurşun emen çocukların acısıyla burkulan yüreğini,
tülbendine,hain bir bombardımanda ölen kocasının kanı bulaşmış ve ağlayıp duran kadının hüznüyle kan çanağına dönmüş güzel gözlerini,
bir ebru deseninden ayırt edilemeyecek ellerini,
unutulmuş bir randevudan kopan tartışmaları,
kendi elleriyle yaptığı ve tuzun fazla kaçtığı bir yemeği tadarkenki yüz buruşturmalarını,
her gece ayın şekline bakıp verdiği yeni isimleri,
saçlarını çiçek tarlasına dönüştüren minik tokaları,
çocukluğundan beri sakladığı ve artık parçalanmaya yüz tutmuş,sağından solundan ipler sarkan bez bebeği,
solgun gecelerin ayazında birlikte edilen duaları,
hayata ve insan olmaya dair bitimsiz konuşmaları,
küçük sakarlıkların ardından gözlerimizden yaşlar getiren kahkahaları,
sokak lambasının neşeli ışığıyla paylaşılan yalnızlıkları,
cızırtılı bir radyoda çalan şarkıya dans ederek eşlik edişleri,
bazı satırlarındaki mürekkebi gözyaşlarıyla dağılmış mektupları,
lunaparkta bindiğiniz atlıkarıncadan birbirinizin elini tutma isteğini ve çocuklarınkine karışmış neşeli bağırışları,
gözden uzak,eski,küçücük bir caminin,içinde birkaç yaşlının oturupta ölümü beklediği avlusundaki hevesli sözleri,
sudan sebeplerle edilen bir kavganın ertesinde özür dileyebilmek için bahane aramaları ve mahçup bakışları,
kaybettiğimiz iyi dostları anarken gözlerinin dolup dolup taşmalarını,
onun yüzü,bakışları,elleri,hüznü,sevinci,hayatınıza girdiği ilk andan itibaren yaşanılan her ne varsa alıp gitmiştir sevgili.
Bir sevgili gittiğinde,ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir.
Bir sevgili gittiğinde,altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.
Bir kuş,bir sevgili...
İnsan kaybettikleriyle insandır.
Tarık TUFAN
alıntı
Taş, Saat ve Çocuk
....
...
..
.
Sen kimsin çocuk?
Bilemedim…
Daim bilmeyenim...
Cehaletin zirvesi…
Acınılası…
Susulası…
Lâlce bakılası…
…
..
.
tik-tak…tik tak…tik tak…
İki güzel Parça
İki güzel parça dinleteceğim size :)
Feridun Düzağaç - Gamlı Uçak.mp3 -
Tamamı için tıklayın.
İkincisi bir bir programdan;
Vur Kadehi Ustam - Sıla
Yükleyen www-canligitar-com. - Music videos, artist interviews, concerts and more.
Ahmaklık Üzerine
.......
Doğu medeniyetinde ahmaklık üzerine sayısız hikâyeler anlatılmış, pek çok kitaplarda bölümler yazılmıştır. Bunların tamamı ahmaklıktan kaçınmak ve insanları hamakattan uzaklaştırmak içindir. Bilmiyorum Batı dünyasında da hamakat üzerine kitaplar yazılmış mıdır; yahut oralarda da ahmaklık bizdeki kadar yaygın mıdır?!.. Ahmaklık öyküleri içinde en ziyade hoşa giden bir tanesini Mevlânâ hazretleri Mesnevi'sinde yazmıştır. Hz. İsa'nın ahmaklardan kaçış öyküsüdür bu. Özetleyelim (b.2570-2597):
"Hz. İsa, dağa doğru kaçıyordu. Gören, peşinde bir aslan var sanırdı. Birisi ardından yetişip sordu:
-Hayrola! Kuş hızıyla kaçmak niye? Peşinde birisi yok!
Hz. İsa telaşından onu duymadı bile; cevap vermeden koşmaya devam etti. Adam da peşinden... Sonunda tekrar yetişip bağırarak sordu:
-Allah için azıcık dur! Böyle kaçışın dert oldu bana. Kimden kaçıyorsun? Peşinde ne bir düşman, ne bir canavar var!..
-Ayağımı bağlama benim. Kaçtığım bir ahmaktır, bırak da kendimi kurtarayım.
-Hayret!.. Nefesi ile körleri ve sağırları iyileştiren sen değil misin?
-Benim!
-O halde neden korkuyorsun ey temiz ruh! Her istediğini yaptıktan, her mucizeye sahip olduktan sonra kim sana kul olmaz?! Kim önünde köle olmaz?!..
-Ruhu yaratıp ona örneksiz beden giydiren Allah'a; tertemiz sıfatlarının ve adlarının hürmetine göklerin yaka yırttığı Allah'a yemin ederim ki onun ism-i azamını sağıra okudum kulağı açıldı; köre okudum gözü görür oldu, kayalık bir dağa okudum, dağ çatladı; ölmüş bir adamın cesedine okudum, adam dirildi; hiçbir şey olmayana okudum, meydana geldi, fakat ahmakların gönlüne okudum, hem de sevgiyle, şefkatle yüz binlerce kere okudum, yine de faydası olmadı. O ahmak bir taş kesildi de ahmaklık tabiatından dönmedi, çorak bir kum oldu da bir tek ot bitmedi.
-İsm-i azamın her şeye tesiri olduğu halde ahmağa tesir etmemesinin nedir hikmeti? Onlar da hasta, bu da hasta; onlara derman oluyor da neden buna olmuyor?
-Hamakat Allah'ın bir kahrıdır. Hastalıklar, körlük, sağırlık ise kahır değil, bir belaya uğrayıştır. Ahmaklık insana vurulmuş İlahi bir dağlama mührüdür ki kimse çaresini bulamaz."
KİNAYE
Muallim Cudî Efendi Selanik İdadisi'nde bir gün, sersemce ve tembel bir çocuğun dersi dinlemeyerek, yanındakini de konuşturduğunu görmüş. Çocuğu yanına çağırıp eliyle kapıyı işaret ederek:
�Dışarı çık, demiş. Seni hamakat bekliyor.
Çocuk kelimeyi isim sanıp çıkmış. Bir dakika sonra geri girmiş:
�Kimseyi bulamadım efendim!
Cudî Efendi, zehirli bir gülüşle:
�O senden ayrılmaz. Otur yerine, dilini tut.İskender Pala / Zaman
« Önceki :: Sonraki »


